19 Ağustos 2017 Cumartesi

Kırmızı Asansörde Mavi Gözlük...

Anne, Baba ve Deniz'in bu günlerde gündemlerinde "güneş gözlüğü" var...Uzun ve detaylı bir değerlendirme sürecinin sonunda Anne de Baba da güneş gözlüklerine karar verdiler ve aldılar. Peki Deniz'in ki??

Anne ve Baba bugün iş çıkışı Zorlu AVM'de bir arkadaşları ile buluşacaklardı. Bu vesileyle Anne iş çıkışı metro ile Zorlu AVM'ye geçerken, yolu üzerinde olan mağazaya uğradı ve Deniz'e çocuk gözlüğü seçeneklerine dair fotoğraflar gönderdi. Deniz de gözlüğüne karar verdi.

Kenarları mavi, kendisi cam, ince kenarlı bir gözlük beğendi...

Anne aslında yere düşebileceğini, hasar görebileceğini değerlendirerek daha dayanıklı gördüğü modellerden de öneride bulunsa da Deniz'in tercihi kenarları mavi, kendisi cam, ince kenarlı bu gözlük oldu...

Güzel günlerde kullansındı...

Anne, Baba ve Deniz...

Bizim Deniz...

 

Anne ve Baba'nın Eataly'de akşam kahveleri...


Anne ve Baba'nın dönüşü ile Deniz'in gözlüğünü ilk taktığı dakikalar...Anneanne ve Dede'nin apartmanında asansördeler...Kırmızı asansörde mavi gözlük...




17 Ağustos 2017 Perşembe

Deniz ve Duru...

Deniz ve Duru sek sek oynuyorlar...

Anne ile Duru'nun Anne'si ise onlara bakarak zamanı durmanın ya da onların mutlu oldukları anların hiç sonlanmamasını sağlamanın bir yolu olmasını umuyorlar...

Duru'nun ve Ailesinin yakın zamanda Diyarbakır'a taşınması söz konusu olacak...Bu yüzden onlara baktıkça, onların arkadaşlığının güzelliğini mutlulukla izlerken, birlikte geçirecekleri zamanlarının da kısıtlılığını anımsayıp hüzünleniyorlar...

Bizim Deniz...





12 Ağustos 2017 Cumartesi

Top Aşkı...

Deniz'in 1 lira vererek aldığı toplara ilgisinin ne zaman sona ereceğini Anne ve Baba merakla bekliyorlar...Evde kocaman sarı bir hafriyat kamyonunun kasası yüzlerce rengarenk küçük top ile dolmuş durumda...

Bizim Deniz...


11 Ağustos 2017 Cuma

Monopoly...

Deniz markette Monopoly türlerini incelerken...

Bu haftasonlarının planı; Anne, Baba ve Deniz'in Monopoly oynaması...

Anne, Baba ve Deniz...

Bizim Deniz...


10 Ağustos 2017 Perşembe

Anne ve Deniz - Tatil İstanbul'da Devam Ediyor...

Anne ve Deniz, Kuşadası dönüşü bugün evde birlikteler...Sabahtan Deniz'in oyun halısı üzerinde oyun oynayacaklar...Deniz arabalarını halının üzerine dizerek trafik oyunu oynayacak...öğleden sonra ise Carousel'e gidecekler...

Carousel'e gitmeleri öncesinde, market alışverişi için evden çıktıklarında, marketin çıkışında 1 liralık top makinasının bozuk olması nedeniyle, durduk yere Deniz'in sinirleri bozulacak, Anne'ye kızacak, Deniz'in sinirlenmesi ve Anne'ye kızması biraz büyüyünce, Anne Deniz ile hayatın anlamı ve hayatta mutlu bir insan olmanın yöntemi ile ilgili oldukça detaylı bir konuşma yapmak zorunda kalacaktı.

Şöyle ki;

Anne'nin izinde olduğu "bugün", aslında Anne ve Deniz için çok kıymetliydi.
Sınırlı ve kıymeti bilinmesi, doya doya yaşanması gereken bir gündü.
Ve "bu" günde, Deniz'in Anne'si ile birlikte güle oynaya, sohbet ede ede, keyifle markete gidip, yine güle oynaya, sohbet ede ede, keyifle marketten dönmesinden daha kıymetli birşey yoktu.
Deniz ise 1 liralık top makinası bozuk diye, Anne'ye kızmıştı....ki Anne "top alma" dememişti, 1 lirayı Deniz'e vermişti, ama top makinası Anne'nin kontrol edemeyeceği bir şekilde bozuk çıkmıştı.
Oysa hayatta mutlu olmak "nesne"lere bağlı olmamalıydı.
"Top almak" bugün mutlu olmasını ya da mutsuz olması sağlayacak birşey değildi. Hiçbir gün olmamalıydı.
Deniz'i ve Anne'yi esas mutlu eden, mutlu edecek şey, birlikte güle oynaya, sohbet ede ede, keyifle markete gidip, yine güle oynaya, sohbet ede ede, keyifle marketten dönmek olmalıydı.
Eğer böyle düşünmezse, hayatta mutluluğu nesnelere bağlarsa, Deniz mutsuz bir insan olurdu.
Anne Deniz'in mutsuz bir insan olmasını istemiyordu.
O yüzden Deniz bugün bu şekilde davranarak yanlış yaptığını bilmeli, öğrenmeliydi...

Anne ile Deniz en sonunda, bu uzun konuşmanın neticesinde, uzlaştılar, anlaştılar ve birlikte günün devamını yine keyifle geçirmeye karar vererek Carousel'e doğru yola çıktılar...

Carousel'de haftaiçi, alışveriş merkezinin çok tenha olduğu bir saatte bulunmak Anne'nin çok hoşuna gitmişti...Deniz'in de keyfi oldukça yerindeydi...

Bu arada Anne salon halılarını değiştirme konusunda çok kararlıydı. Bir ara Carousel'den çıkıp Eko Halı'nın satış mağazasına doğru yürüyeceklerdi...Eko Halı'yı Anne oldukça beğenecek ancak biraz daha değerlendirmek için zaman verecekti...

Anne ve Deniz...

Bizim Deniz...






9 Ağustos 2017 Çarşamba

Deniz Kuşadası'nda - 9.Gün - Kuşadası'na Güle Güle...

Anne ve Deniz'in bugün Kuşadası'ndan İstanbul'a dönüyorlar. Atlas Jet'in İzmir Havalimanı'ndan kalkacak uçağına servis ile yetişecekler. Baba da onları İstanbul'da Atatürk Havalimanı'nda karşılayacak...

Sabahtan hazırlıklarını tamamladılar, tüm eşyalarını valizlerine yerleştirdiler. Havalimanına vardıklarında Anne hem valizi hem Deniz'in bebek arabasını itemeyeceği için, Deniz Anne'ye yardım etmeyi ve kendi bebek arabasını kendisi itmeyi planlıyordu. Gerçekten de servisten iner inmez, arabasına binmemiş, Anne'ye yardımcı olmak için arabasını arkadan Deniz'in iterek yürütmesi, Anne'nin de valizi idare etmesi ile havalimanına kolaylıkla giriş yapmışlardı.


Check-in yapma aşamasına kadar herşey yolundaydı. Ancak check-in sırasında Deniz'in kumsaldan topladığı taşların bulunduğu torba, valizi çok ağırlaştırdığı için, valiz standart ağırlıktan fazla ağır çıkmış, Anne ve Deniz de Deniz'in taş torbasını valizden dışarıya çıkarmak, Anne'nin yanındaki, uçağa alacağı yiyecek çantasına koymak zorunda kalmışlardı.

Aslında yine herşey yolunda görünmekle birlikte, birazdan başlarına geleceklerin henüz farkında değillerdi...

Anne ve Deniz valizlerini teslim edip, check-in yaptırdıktan sonra, son kontrole doğru yönelip, son kontrol için sıraya girdiklerinde ise Anne'nin gözüne uçağın içine alınması yasak eşyaların yazılı olduğu broşürler çarpacak, uçağın içine almak üzere yanlarında bulundurdukları taş torbasının sorun yaratabileceği hissine kapılacaktı...

Sıra kendilerine yaklaşırken, Deniz'i bu duruma hazırlamaya karar verdi. İlk kez uçağa taş sokmayı denediğini, aslında broşürlerde yasak eşyalar arasında taşlar yer almasa da, görevlinin birazdan gerçekleştireceği kontrol sırasında taş torbasını uçağa almak istemeyebileceğini, tehlikeli bularak bu şekilde bir değerlendirmesi olabileceğini Deniz ile paylaştı. Deniz sakindi. Anne'yi sakince dinledi. Tamam dedi. Ama yasak eşyalar arasında yazmadığı için, içeri alma ihtimalleri de olduğunu düşünmekteydi.

Sıra kendilerine geldiğinde görevli ile konuştular. Haklı olarak tehlikeli bularak taş torbasını içeri almalarının mümkün olamayacağını söylüyordu kontrol görevlisi. Değil bir torba dolusu taşı, bir adet taşı bile uçağın içine almadıklarını belirtmişti. Taşları orada bırakmak dışında bir çare yoktu.

Anne bu konuyu Deniz ile paylaştığında, Deniz'in hazırlıklı olması için her ne kadar önceden Deniz'e konuyu açıklamış ve her ihtimali paylaşmış olsa da, Deniz'in tepkisi sadece "Sonra??, sonra??, sonra??" şeklinde olmuştu. Anne taşları burada bırakacaklarını, İstanbul'a gittiklerinde sahil kıyısına gidip yeniden toplayabileceklerini söylese de, Deniz için bu durum oldukça tramvatik bir noktaya gitmek üzereydi.

Bu sırada duruma kendisi de çok üzülen görevli ile Anne konuşurken, valizin olması gereken ağırlığı aşması sebebiyle taşları valizden çıkardıklarını, aslında valizde olmaları durumunda sorun olmayacağını, bir şekilde bagaja verme imkanları olsa sorun olmayacağı fikrini geliştirdiler. Bu sırada da Anne, yanında Deniz'in yiyecekleri için bulundurduğu bez çantayı hatırladı. Tüm yiyecekleri sırt çantasına ya da bulabildikleri bir poşete doldurup, taşları bez çantanın içine koyarak, bez çantayı geri dönüp bagaja verdiler.

Taş konusu çözümlenmişti.

Herkesin keyfi yerindeydi.

Güzel bir uçuş sonrasında İstanbul'a vardılar.

Baba onları Atatürk Havalimanı'nda karşılamaya gelecekti.

Ancak iniş sonrasında valizleri banda o kadar geç gelmekteydi ki bir ara Anne, gelen yolcu karşılama alanına açılan kapıdan kafasını uzatıp, Baba'ya seslenip, içeride valizlerini beklemekte oldukları bilgisini verip, geri valiz beklemeye dönecekti...

Bu arada valizlerini bekledikleri banda, Anne ve Deniz'in valizinden önce Trabzon uçağının bagajları gelmiş, çok uzun süre bagaj beklemekten sinirleri bozulmuş iki yolcu birbirleri ile tartışmaya başlamışlardı. Yolculardan birisi yürüyen bandın ortasına geçmiş, diğeri ise bandın orta tarafına geçilemeyeceği bilgisini vermekteydi. Bu sırada bandın orta tarafında duran yolcu sinirlenmiş, diğerine "sen niye karışıyorsun, saksafon kafalı" demiş, Anne'nin ve Deniz'in dağarcığına bu ilginç sinirleniş, hemen dahil olmuştu.

Deniz'den "Saksafon kafalı" terimini sonraları çok kez duyacaklardı....

İstanbul'u özlemişlerdi.

Hoşgelmişlerdi...

Anne, Baba ve Deniz...

Bizim Deniz...



8 Ağustos 2017 Salı

Deniz Kuşadası'nda - 8.Gün...

Kuşadası'nda Anne ve Deniz'in dönecekleri günden önceki son gününde, planlarında yine kumsala inmek vardı.

Bu sefer Anne ve Deniz başbaşa deniz kıyısına indiler. Öncesinde Deniz'in birgün öncesinde karar verdiği gibi bir çocuk parkına uğradılar. Kumsala indiklerinde bu sebeple Anne bayağı yorulmuş, oldukça sıcaktan bunalmıştı. Deniz çakıl taşı koleksiyonu için uygun bir yere yerleştiğinde, Anne çok kısa bir süre denize girdi, çıktı...Anne denizden çıktıktan sonra ise kum birikintilerini ıslatarak, kumdan kale yapmak olacaktı gündemlerinde...

Bir ara Deniz kumdan kale yapmak için deniz kıyısından su almak için yerinden ayrıldığında ise onları bir sürpriz bekliyordu. Hemen yakınlarında Annesi ve Anneannesi ile oturan Kerem Arkadaş, Deniz ve Anne'nin kumdan kalesini yıkmıştı. Çok şaşırdılar ancak anlayışla karşıladılar. Kerem Arkadaş'ın oyuna katılmak için böyle birşey yaptığını düşündüler. Hatta Anne bir süre sahilden kova ile su taşıyarak Kerem Arkadaşın da kale yapması için yardımcı oldu.

Ancak bir süre sonra Kerem Arkadaş, Deniz ve Anne'nin kalesini yeniden yıktı. Hatta bu kez Deniz ve Anne'ye kum da atmaya başladı. Anneannesi ve Anne'si uyarsa da Kerem Arkadaşı durdurmak pek mümkün olamıyordu. En son Anne'si tarafından kumsaldan zorla götürülürken, Kerem Arkadaş Anne'ye kum atmaya devam ediyor, Kerem Arkadaşın Anne'si ise "Biz ayrılalım da siz rahat edin" diyordu.

Olabilirdi böyle şeyler ama Kerem Arkadaş'ın bu davranışları Deniz'i çok şaşırtmış, hayretler içinde bırakmıştı...

Anne ve Deniz...

Bizim Deniz...