30 Nisan 2014 Çarşamba

Günlük Notlar

Deniz'le Münih-Salzburg seyahati öncesinde anne Deniz için seyahatte yanına alacağı yiyecekleri hazırlıyor.

- Kıymalı Poğaça yaptı.
- Yoğurt mayaladı.
- Sabah havalimanına gitmek üzere evden çıkarken Deniz'in haşlanmış yumurtasını kahvaltısı için yanına alacak
- Tam buğday ekmeği
- Biraz kaşar peynir (her zaman Deniz'in kahvaltıda yiyeceği tatta peyniri bulmak mümkün olamayabiliyor)
- Muz ve Elma
- Kuru üzümler ve kayısılar
- Annenin Fıstıklı Kurabiyelerinden bir miktar
- Cam bir şişede kaynamış, soğutulmuş su (su için ilaveten Deniz'in sulukları ve evde su içerken kullandığı porselen kahve fincanı ;))

29 Nisan 2014 Salı

Kıymalı Poğaça

Seyahatler sırasında gerektiğinde Deniz'in yemeği hazır olsun diye... Kıymalı poğaça Annenin yanından hiç eksik olmaz.

Malzemeler

- 3 su bardağı kadar tam buğday unu
- Yarım paket kuru maya
- Yarım su bardağı sızma zeytinyağı
- Yarım su bardağı soğuk süt
- 3 veya 4 çorba kaşığı su
- Yarım çay kaşığı kadar tuz

İç malzemesi için:
- 200 gram kıyma
- Orta boy bir soğan
- Biraz tuz ve karabiber
- Biraz sızma zeytinyağı

Üzerine sürmek için:
- Bir yumurtanın sarısı

(Yumurtanın akı hamur malzemelerinin arasına dahil edilebilir. Ancak hamur malzemelerinin arasına dahil etmeyi unuttuysanız, kıymalı iç malzemenin hazırlanması sonrasında en son iç malzemeye de dahil edebilirsiniz.)

Öncelikle kuru mayayı, 2 çay kaşığı kadar ılık su ile yumuşatıyoruz.
Yumuşattığımız kuru mayayı, bir kaba boşalttığımız un ile iyice karıştırıyoruz. Karışıma biraz tuz da ekliyoruz.
Sonra içine zeytinyağı, süt ve 3-4 çorba kaşığı suyu ekliyoruz.
Elimize yapışmayan bir hamur oluncaya kadar yoğuruyoruz. Gerekli ise bu aşamada az az un eklenebilir, hamurun tam kıvamında olması için.
Her zaman söylendiği gibi kulak memesi kıvamında, ele yapışmayan bir hamur olmalı.

Sonra hamuru, ağzı kapalı şekilde oda sıcaklığında bekletiyoruz. Anne, henüz hiç ısınmamış durumdaki fırının içinde bekletiyor. Böylece biraz ılık bir ortam yaratıyor olabilir hamurun mayalanması aşamasında.

Mayalanan hamurdan isteğe bağlı büyüklükte minik parçalar kopartıyoruz.
Hamurdan koparttığımız parçalara, önce yuvarlak şekil verip, ortasına iç malzemeden koyabilmemiz için avucumuzun içinde yassı hale getiriyoruz.    
İç malzemesini ortasına koyup, bir kenarı diğer kenarın üzerine kapatıyoruz.

Tüm poğaçaları bu şekilde hazırlayıp yağlı kağıt serdiğimiz tepsimize dizdikten sonra, üzerlerine yumurta sarısını sürüyoruz.

Önemli Not: Poğaçalara yumurta sarısını sürmeden önce, bir kez daha mayalanması için tepside 15-20 dakika bekletebiliriz.

Yumurta sarısını da üzerlerine sürdükten sonra 175 derecelik fırında pişiriyoruz.







Fiyonk ile Düğüm Arasındaki Fark

Deniz artık fiyonk ile düğüm arasındaki farkı biliyor.
Fiyonk'un kenarları kelebek kanadı gibi oluyor, düğüm de kelebek kanadı yok...

28 Nisan 2014 Pazartesi

Günlük Notlar

Deniz bugün annenin pişirdiği kıymalı lahana yemeğini tattı.
Pek beğendiği söylenemez ancak annenin bir kaşık alırsa hemen üzerine ekşili yeşil zeytin verme taahhüdü karşısında 6-7 kaşık yedi.

"Şemsiyenin Altına Girdik Biz"

Bugün İstanbul yağmurluydu.
Anne, tüm gün, merakla pencereden dışarıya bakan Deniz'e yağmuru anlattı.
"Yağmur; gökyüzünden suların damla damla aşağıya akmasıydı"
Deniz "Şemsiye" kelimesinin anlamını da öğrensin diye dışarıdaki insanları gözlemledi, "Şemsiye" kullananlarını Deniz'e gösterebilmek için.

Sonra akşama doğru Deniz ve anne dışarı çıktılar.
Anneanne ve dede ile buluştular.
Eve dönerken yine yağmur yağıyordu.
Anne, Anneanne ve Deniz'in, şemsiye altında yağmurda yürürken şarkıları şöyle oldu.

"Yağmur yağıyor şıp şıp şıp
  Yağmur yağıyor şıp şıp şıp
  Şemsiyenin altına girdik biz.

  Yağmur yağıyor şıp şıp şıp
  Yağmur yağıyor şıp şıp şıp
  Şemsiyenin altına girdik biz."

Eve döndüklerinde, anne "Şemsiye" dediğinde, Deniz artık anlayıp kapının önündeki "Şemsiye"yi gösterebiliyordu...

Anne bir kez daha gördü ki; yeni bir şey öğretmenin en etkili yöntemlerinden birisi şarkılar aracılığıyla öğretmek, çünkü bu şekilde Deniz'in dikkati annenin öğretmek istediği konuya daha iyi odaklanıyor ve ard arda çok sayıda tekrar ettikleri için pekiştirme de yapmış oluyorlar.



 

Deniz'in Anne Baba Mirası Oyuncakları

Deniz'in onlarca oyuncağı arasında, bazıları anne ve baba'dan miras:

- Annenin çocukluğunda oynadığı sindy bebeğinin beyaz köpeği: Deniz için o "Beyaz Köpekcik". Deniz'in de kendi oyuncakları arasında kahverengi bir köpekcik var. "Beyaz Köpekcik" onun arkadaşı.

- Anneye geçmişte bir arkadaşı tarafından hediye edilmiş peluş "Yunus Balığı": Deniz yunus balıklarının "Huip Huip" yaparak denizin yüzeyine çıkıp, yeniden denizin içine daldıklarını bu peluş "Yunus Balığı" üzerinden öğrendi. Artık yunus balıklarını tanıyor.

- Baba için Trabzonspor-Lille Maçı hatırası UEFA Şampiyonlar Ligi resmi topunun minyatürü, "Futbol Topu" : Bu minyatür top Deniz'in ilk oynadığı futbol topu oldu. Tabi futbol oyunu şeklinde değil, halının üzerinde yuvarlama ve peşinden emekleme şeklinde bir oyun oldu. Bugünlerde eline alıp atıyor, nereye yuvarlandığını merakla izliyor ve sonra yürüyüp alıyor.

- Bartın'ın Kurucaşile ilçesinden Baba tarafından alınmış, küçük, mavi, "Ahşap Yelkenli" : Deniz'in odasında dolabın üzerinde dekoratif amaçlı duran bu tekne, Deniz'in oyunlarına katılabilmek için Deniz'in biraz daha büyümesini bekliyor...
 

27 Nisan 2014 Pazar

Günlük Notlar

Bugün baba ile de birlikte olunca, Deniz için oldukça eğlenceli bir gün oldu.

İlk olarak baba kitap okurken, babanın elindeki kitap ayracı Deniz'in çoooo..ook ilgisini çekti.
Baba, Deniz için de bir kitap ayracı seçti ve Deniz'e verdi.
Anne, Deniz'e kitap ayracının esasında ne işe yaradığını, Deniz'in masal kitabı üzerinde anlatmaya çalışsa da... Deniz için kitap ayracı elinde evin içinde dolaşmak tabii ki daha çekici oldu.

Sonra dışarı çıktıklarında, Deniz daha önce hiç görmediği farklı çiçekler ile tanıştı.
Sitenin bahçesinde "Pembe bir Gül"ü kokladı, mis gibi kokuyordu.
Yolda yürürken "Kırmızı bir Gelincik" ile selamlaştı. Yolun kıyısında açmış, o bir tek gelinciği, ancak çevresine Deniz kadar dikkatli bakanlar görebilirlerdi.
Atrium alışveriş merkezinin önünde, "Sarı bir Karanfil" ve "Pembe bir Ortanca" ya "Merhaba" dedi.
Ve ortası sarı, yaprakları beyaz, minik çiçekleri; "Sarı Papatyalar"ı yeniden gördü. Onlarla daha önceki gezilerinde tanıştırmıştı anne onu.

Gün sonunda ise, yepyeni bir afacanlık peşindeydiler baba ile.
Artık babanın omuzlarına çıkıp oturabilecek kadar büyümüştü... Güzel fikirdi. Bazen dünyaya babanın omuzları üzerinden bakabilirdi, neden olmasın.